Pestisitler: İlaç Değil Zehir

Pestisitler
(tarım zehirleri) tarımsal üretimde kullanılan toksik etkili
kimyasal maddelerdir.

İşlevlerine
göre, böcek öldürücü (insektisit),
ot öldürücü (herbisit),
mantar öldürücü (fungusit)
veya kimyasal yapılarına göre organoklorlu,
organofosfatlı, karbamatlı

gibi çeşitli sınıflara ayrılır.

Dünya
genelinde yaklaşık 1000 civarında, Türkiye’de ise geçici
izinlerle zaman zaman değişmekle beraber 340 civarında pestisit
etken maddesi kullanılıyor. Pestisitlerin kendisi kadar,
metabolitleri*
ve ticari formülasyonları içinde yer alan ilave bazı kimyasal
maddeler de toksik etkili olabiliyor.

Dünyada
ve Türkiye’de pestisit kullanımı

Dünyada
yılda 3 milyon ton civarında pestisit kullanılıyor.

Türkiye’deki
pestisit kullanımı ise 2018 yılı için 59 bin ton olarak tahmin
ediliyor. Türkiye’de 1979 yılı ile 2018 yılları arasında
pestisit kullanımı yedi kat artış gösterdi.

Toplam pestisit miktarının üçte biri Antalya (%10,1), Manisa (%9), Adana, (%5,7), Mersin (%5,7) ve Aydın’da (%5,7) kullanılıyor.(1,2,3)

* Metabolitler: Bir pestisit molekülünün ısı, ışık, oksijen vb gibi etkenlerle bozunarak başka bir kimyasal forma dönüşmesi sonucunda açığa çıkan moleküle (dönüşüm ürününe) metabolit adı veriliyor. Metabolitler ana molekülden daha zehirli olabiliyor. Örneğin, 1970’li yıllarda kullanılması yasaklanan DDT zaman içinde DDE metabolitine dönüşüyor ve DDE molekülü DDT’den daha zehirli. DDT ve DDE kalıntılarına gıdalarda hâlâ rastlanıyor.

Pestisitlerin
Zararları

Pestisitler
çare olmuyor, sorun yaratıyor

Pestisit
kullanımı tarımsal üretimde yaşanan sorunları çözmekten çok
derinleştiriyor. Agro-ekoloji,

permakültür,
organik vb. gibi doğa dostu pek çok yöntemin aksine pestisit
kullanımı, tarımsal ürünlere zarar veren ot ve böceklerin
pestisitlere karşı direnç geliştirmesine neden oluyor. Bunun
karşısında daha fazla pestisit kullanımı öneriliyor ve bu durum
da zararı derinleştiren bir kısır döngüye neden oluyor.

Ancak
pestisit kullanımının başka ciddi zararları da var. Tarım
zehirleri zararlılarla beslenen, toprağı zenginleştirerek tarımda
fayda sağlayan çok sayıda faydalı canlı türünün zarar
görmesine, biyolojik çeşitliliğin azalmasına, su varlıklarının
kirlenmesine ve gıda ürünlerinde pestisit kalıntısı başta
olmak üzere çok sayıda soruna yol açıyor.

Örneğin,
Amerika Birleşik Devletleri’nde 1942 yılında %31 olan ürün
kaybı, pestisit kullanımı 33 kat artış göstermesine rağmen
2011’de %37’ye yükseldi. Yine aynı dönemde böcek
öldürücülerin kullanımında 10 kat artış olmasına rağmen
böceklerden kaynaklanan kayıp %7’den %13’e çıktı.(4)

Pestisitler,
toprağı çeşitli derecelerde kirletiyor ve bozuyor. Çin’de,
hükümet tarafından yayınlanan yeni araştırmalara göre, 26
milyon hektar tarım arazisi pestisitler ve diğer kirleticilerden
kaynaklı orta ve üst düzeyde kontaminasyona (bulaşma) uğradı.
Bu nedenle tarıma elverişli arazilerin %20’si, tarım yapılamaz
hâle geldi.(5)

Pestisitlerin
sağlık üzerindeki etkileri

Pestisitler
gıdalarda kalıntı bırakır. Kalıntılı ürünlerin yenmesi,
alınan zehirin dozuna bağlı olarak akut ya da kronik, çeşitli
sağlık zararlarına yol açar.

Pestisitler
doğal hayata karışarak toprakta ve su varlıklarında da kimyasal
kirliliğe neden olur ve bu kirlilik de çeşitli gıda ürünlerine
bulaşabilir. Örneğin, püskürtülen pestisitlerin %98’den
fazlası ve herbisitlerin ise %95’i, kullanılan alan dışındaki
hava, su ve toprak gibi ortamlara dağılıyor ve hedef olmayan canlı
türlerine bulaşıyor.(4)

Pestisitler insanlarda kısırlık, üreme sağlığı bozukluları, hormonal sistemde ve sinir sisteminde bozulmalar ve kanser gibi sağlık sorunlarına yol açıyor.

Epidemiyolojik
ve moleküler çalışmalar, tarımsal, ticari, ev ve bahçe
uygulamalarında kullanılan pestisitlerin kanser riskini artırdığına
dair önemli kanıtlar sunuyor.

Pestisitlere
maruz kalma ile prostat kanseri, bazı lenfoma çeşitleri, lösemi
ve meme kanseri arasında güçlü bağlantılar olduğunu gösteren
çok sayıda yayın bulunuyor.(6)

Bir
başka önemli mesele, toksikolojik çalışmaların sadece tek bir
toksik kimyasal maddenin yol açtığı sağlık sorunları üzerine
odaklanması. Oysa tarımsal üretimde kullanılan yüzlerce çeşit
pestisit var ve gıdalarımızda birden fazla sayıda pestisit
kalıntısı çıkması (kokteyl etkisi) oldukça muhtemel. Bu gibi
durumların yol açacağı sağlık sorunları hakkında net
değerlendirmeler yapabilecek bilimsel yöntemler henüz
geliştirilememiş durumda.

En
çok bebekler ve çocuklar etkileniyor

Pestisitlerle
ilgili yasal mevzuatlar da halk sağlığı açısından yeterince
koruma sağlamıyor.

Gıda
ürünlerinde bulunabilecek pestisit kalıntılarının yasal
mevzuatlarca belirlenen Maksimum Kalıntı Limiti (MKL) değerlerini
aşmaması gerekiyor. Çünkü gıda maddelerinin MKL değerlerinin
üzerinde pestisit kalıntısı içermesi durumunda sağlığa
zararlı olduğu varsayılıyor. Bu varsayım, bir kimyasalın toksik
etkisinin, belirli bir dozu aştığında ortaya çıkacağı
düşüncesine yaslanıyor. Ancak bunun aksini kanıtlayan
araştırmalar var; hormonal sistem bozucu ve nörolojik gelişim
bozucu olarak nitelenen pestisitlerin, gıdalardaki kalıntı
miktarları MKL değerlerinin altında olsa bile sağlığa zararlı
olduğu belirtiliyor.(7,8)
Bu tip pestisitler için maksimum kalıntı limiti değeri
konulmaması gerekiyor. Üstelik bu pestisitlerin yol açtığı
sağlık zararı yaş küçüldükçe artıyor.

Bebekler
ve çocuklar bu tür pestisitlerin yol açtığı sağlık zararı
açısından en kırılgan grubu oluşturuyor. Bebek ve çocuklardaki
kanser riski yetişkinlere kıyasla 10 katı daha fazla.(9)

Hormonal
ve nörolojik sistem bozucu pestisitlerin sayısı hakkında bir
fikir vermek zor olsa da var olan pestisitlerin üçte biri ile
dörtte birinin bu nitelikte olması muhtemel. Üstelik bu tip
pestisitlerin sayısı yıldan yıla artış gösteriyor.

Kanserojen
olduğu kanıtlansa da kullanılmaya devam ediyor

Bir
pestisitin kanserojen olduğuna dair akademik yayınlar olması ya da

kanser
konusunda güvenilir kurumların değerlendirmeler yapması,

o
pestisitin kullanılmasının derhal durdurulduğu anlamına
gelmiyor.

Karar
alma süreçlerinde ciddi gecikmeler yaşanıyor. Örneğin,
Uluslararası Kanser Ajansı’nın (IARC) kanserojen kimyasalları
sınıflandırdığı listede 1987 yılından itibaren yer almasına
rağmen, Parathion
Methyl

2011 yılına kadar; aynı listede 1991 yılından itibaren yer
almalarına rağmen Aldicarb
2008, Trifluralin
ise 2013 yılına kadar ülkemiz tarımında kullanıldı. IARC
listesinde 1999 yılından beri yer alan Chlorothalonil
ise ülkemizde çok sayıda gıda ürününde hâlâ kullanılıyor.
Bu örnekler daha da artırılabilir.

Pestisitlerin
kullanılmasını düzenleyen yasal mevzuatı oluşturan
ulusal-uluslararası kurumlar, halk sağlığını koruyucu önlemleri
almakta genelde geç davranıyor. Örneğin, Avrupa Birliği
ülkelerinde ve geçtiğimiz 10 yıl içinde de ülkemizde yasaklanan
186 adet pestisit etken maddesi on yıllar boyunca kullanıldı.(10)
Bu pestisitler hormonal sistem bozucu, nöral gelişim bozucu,
karsinojenik, mutajenik ya da genotoksik etki gösterme gibi büyük
bir çeşitlilik arz eden sorunlardan bir ya da birkaçına neden
olduklarını gösteren bilimsel kanıtlar ortaya çıkınca
yasaklandılar.

Yasak
listesinde yer alan bazı pestisitler 1950’li yılların başından
bu yana kullanılıyordu; her biri için maksimum kalıntı limiti
değeri vardı, toksikolojik testlerden geçtikleri ve zararsız
oldukları iddia ediliyordu. Bu pestisitlerin insan sağlığına,
özellikle bebek ve çocuk gelişimine ve doğal hayata olan zararlı
etkilerini dile getiren çok sayıda akademik yayın olmasına rağmen
önlem alınmasında gecikildi.

Pestisitlerin
gizli maliyeti…

On
yıllar boyunca kullanıldıktan sonra yasaklanan bu pestisitlerin
kullanım süresi boyunca yol açtığı sağlık ve çevre zararları
nasıl belirlenecek ve nasıl tazmin edilecek? Bu zararın bütün
toplumu ilgilendiren sosyal bir maliyet olarak görülmesi
gerekirken, sağlık zararını hastalanan bireylerin kendisi
karşılıyor. Çevre sağlığına verilen zararın tazmininin ise
toplanan vergilerden sağlanabildiği varsayılıyor. Doğal
hayattaki canlı türlerinin yok oluşu ve bunun ekosistem dengesine
etkisi ise dikkate alınmıyor. Pestisit kullanımı için yapılan
her bir dolarlık harcama, ortalama 5-10 dolarlık bir harcamayı
gerektiren insan ve çevre sağlığı zararına yol açıyor.(4)

Pestisit
kullanımı sonucu oluşan insan ve çevre sağlığına yönelik
zararların tazmini genelde mümkün olmuyor. Çünkü, oluşan
sağlık ya da çevre zararı ile pestisit kullanımı arasındaki
bağlantıyı bilimsel olarak göstermek çok zor. Bu zorluk yargı
süreçlerinde şirketler lehine bir durum oluştursa da,
pestisitlere maruz kaldıkları için kanser hastalığına yakalanan
kişilerin üretici şirketlere açtıkları tazminat davalarını
kazandıkları örnekler de var. Örneğin, ABD’de Dewayne
Johnson’ın Monsanto şirketine açtığı ve 2018 yılında karara
bağlanan dava ile Alva ve Alberta Pilliod çiftinin Monsanto-Bayer
şirketine açtığı ve 2019 yılında karara bağlanan davada,
glifosat*
isimli tarım zehirini üreten şirketler yüz milyonlarca dolar
tazminat ödemeye mahkum edildi.

*
Glifosat, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “muhtemel
kanserojen” olarak belirlenen, tarımda kullanılan etken
maddelerden biri ve Türkiye’de kullanımı serbest.

Pestisitler
ve biyoçeşitlilik kaybı

Pestisitler,
başta uçucu böcek türleri, eklembacaklılar ve kuşlar olmak
üzere çok sayıda canlı türünün hızla yok olmasına neden olan
en önemli etkenlerden biri. Bir araştırmaya göre, dünya
genelinden toplanan bal örneklerinin

dörtte
üçü pestisit kalıntısı içeriyor.(11)
Bu sonuç pestisitlerin geniş bir coğrafi alana dağıldıkları
anlamına geliyor.

Bazı
pestisitler toprakta ve sularda, aylar hatta yıllar boyunca zehirli
etkisini yitirmeden kalıyor. Pestisitler, doğal hayattaki canlı
türleri, özellikle uçucu böcekler ve ürün zararlılarının
kontrolünde önemli rol oynayan kuşlar ile eklembacaklılarda
kitlesel yok oluşa neden oluyor. Örneğin pestisit kullanımı
ABD’de her yıl 67 milyon kuşun ölümüne neden oluyor.(4)

İnsanların
yaşadığı her yerde görmeye alıştığımız serçeler başta
olmak üzere çok sayıda kuş türünün nüfusundaki hızlı
azalmanın nedeni olarak da pestisitler gösteriliyor.(12)

Dünya
genelinde insanların yiyeceğini oluşturan gıda kaynaklarının
%35’i, tozlaşmayı gerçekleştiren böcekler tarafından
sağlanıyor. Bu kaynaklar gıda çeşitliğinin %65’ini temsil
ediyor. Yabani bitkilerin yüzde 80’inin tozlaşma için böceklere
bağımlı olduğu tahmin ediliyor.

Tehlike
sadece insanlar değil, diğer canlı türleri için de ciddi
boyutta. Örneğin, kuşların %60’ının besin kaynağı böcekler.
Böceklerin yokluğu kuşların da yokluğu anlamına geliyor.(13)
Kuşların yokluğu ise tohumlarını kuşlar vasıtasıyla tabiata
yayan ağaç türlerinin ve o ağaç türleri üzerinde yaşayan
sayısız canlının da yok olması demek. Başka nelerin yok
olacağını tam anlamıyla kavramaksa olanaksız.

Biyoçeşitliliği
korumak yeryüzündeki hayatı korumak anlamına geliyor.

Pestisitler
ve iklim krizi

Gıda
üretim tüketim zincirinin küresel sera gazı emisyonları içindeki
payını belirlemede hangi etkenlerin, nasıl hesaba katılacağı
konusunda büyük belirsizlikler var. Bu nedenle pestisit
kullanımının iklim krizi üzerinde ne kadarlık bir paya sahip
olduğunu söylemek zor. Ancak fosil yakıt kullanımı, gübre
üretimi ve tarımsal kaynaklı arazi kullanımı gibi ilave etkenler
de dâhil edildiğinde tarımsal faaliyetlerin sera gazı
emisyonlarındaki payı %30 civarında.(14)

Bu
payın önemli bir kısmı endüstriyel tarım ve hayvancılık
sektöründen kaynaklanıyor ve her iki sektörde de yüksek miktarda
pestisit kullanılıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde
sadece Kaliforniya eyaletinde kullanılan pestisitlerin %20’sini
(18 bin ton) fumigant
olarak nitelenen pestisit bileşikleri oluşturuyor. Fumigantların
içerdiği bir birim nitroz oksit gazının küresel ısınma
sorununa katkısı bir birim karbondioksit molekülüne kıyasla 300
kat daha fazla.(15)

Ülkemizde
fındık üretiminde kullanılan sülfüril
florür

bileşiğinin küresel ısınma sorununa katkısı ise bir birim
karbondioksit molekülüne kıyasla 4800 kat daha fazla.(16)

Ozon
tabakasının delinmesine yol açtığı için Montreal Protokolü
gereğince kullanımı kademeli olarak azaltılarak sonlandırılacak
metil
bromür
ün
(ABD dahil pek çok ülkede halen kullanılıyor) yerine güvenilir
bir alternatif olarak önerilen sülfüril
florür
ün
küresel ısınma sorununa yol açan bir bileşik olduğu ancak 22
yıl sonra, 2009 yılında fark edilebildi. Bu tip bilinmezlikler
başka kimyasal bileşikler için de geçerli.

Bu
nedenle iklim krizinde çeşitli etkenlerin payının ne olduğunu
belirlemeye yönelik hesaplamalarda dikkate alınmayan etkenlerin
olması mümkün. Bu belirsizlikler iklim krizinin yol açacağı
zararların daha erken ortaya çıkabileceğini ya da düşünülenden
daha şiddetli olabileceğini dikkate almayı gerektiriyor.

Pestisit
kullanımını azaltan ya da ortadan kaldıran doğa dostu tarımsal
faaliyetler ise toprağa ciddi miktarda karbon gömülmesini de
sağladığı için küresel iklim krizinin çözümü yolunda olumlu
katkı sağlıyor.

Pestisit
kullanımı ürün kaybı yaşanmadan azaltılabilir

Doğa
dostu tekniklerle veya en azından “entegre zararlı yönetimi”
(ülkemizde yaygın olarak “entegre mücadele” olarak
adlandırılıyor) iyi uygulanarak, önceki döneme kıyasla bir
ürün kaybı yaşamadan pestisit kullanımını azaltmak mümkün.

Örneğin
İsveç bu teknik ve yöntemler sayesinde pestisit kullanımını,
önceki döneme kıyasla %50 oranında azaltmayı başardı.(4)
Dünyanın en önemli pirinç üreticilerinden olan Endonezya ise
1986 yılında pestisit kullanımını azaltmaya yönelik kapsamlı
bir destek ve çiftçi eğitimine dayalı, “entegre zararlı
yönetimi” uygulaması ile, sadece altı yıl içinde pestisit
kullanımını %62 oranında azalttı ve aynı dönemde ürün
verimliliğinde %10 artış sağladı.(17)

Danimarka’da
1980’li yılların ortalarından bu yana özellikle yer altı
sularındaki pestisit kirliliğini azaltmayı hedefleyen bir proje
yürütülüyor. Bu hedefe ulaşmak için pestisit kullanımını
azaltıcı teknikler, su varlıklarına pestisit bulaşma ihtimali
olan bölgelerde pestisit kullanımını yasaklama, pestisit vergisi
ve çiftçi eğitimi gibi çeşitli yaklaşımlar bir kamu politikası
olarak yıllardan beri uygulanıyor. Proje sayesinde yeraltı su
varlıklarındaki pestisit kirliliğinin kontrol altına alınabildiği
ve gıdalardaki pestisit kalıntılarının da azaltıldığı
belirtiliyor.(18,19)

Türkiye’de
su varlıklarını kirletme potansiyeli olan pestisitlerin sulara
bulaşıp bulaşmadığını ve bulaşma varsa ne düzeyde olduğunu
belirlemeye yönelik bir çalışma ise henüz yok.

Günümüzde çoğu çiftçi agro-ekoloji, organik tarım, permakültür tasarımı, biyodinamik tarım gibi yöntemlerle pestisitlere başvurmadan kültürel, biyoteknik, biyolojik, mekanik ve fiziksel pek çok önlemi devreye sokarak zararlılarla mücadele ediyor ve verim alabiliyor.

Yazan: Bülent Şık / Oya AymanZehirsiz Sofralar Tüketici Rehberi

Kaynaklar

  1. Delen ve ark., 2005. Türkiye’de Pestisit Kullanımı, Kalıntı ve Organizmalarda Duyarlılık Azalışı Sorunları.
  2. https://m.bianet.org/bianet/tarim/210493-pestisit-kullanimi-son-10-yilda-57-artti-ve-antalya-basi-cekiyor
  3. http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=30892&tipi=5&sube=0
  4. Miller G.T. and Spoolman S., (2011). “Ch. 7. Food, Soil and Pest Management”. Sustaining the Earth (Tenth ed.). Pacific Grove, CA: Thompson Learning, Inc.
  5. Caixin Online, “Çin’in kusurlu toprak girişimi, bir ödeme planı kapsamıyor”, 6 Ağustos 2016, bknz. http://english.caixin.com/2016-06-08/100952896.html
  6. M.C.R. Alavanja et al., 2013. Increased cancer burden among pesticide applicators and others due to pesticide exposure. CA Cancer J Clin Vol. 63, Issue2, 120-142.
  7. Mckinlay ve ark. (2008): Endocrine disrupting pesticides: Implications for risk assessment. Environment Int. 34 (2008): 168–183. 7.
  8. Mnif ve ark. (2011): Effect of Endocrine Disruptor Pesticides: A Review. International Journal of Environmental Research and Public Health 8 (2011): 2265-2303.
  9. Pimentel d., 2005. Environmental and Economic Costs of the Application of Pesticides Primarily in the United States. Environment, Development and Sustainability (2005) 7: 229–252
  10. https://www.tarimorman.gov.tr/Konu/934/Yasaklanan-Bitki-Koruma-Urunleri-Aktif-Madde-Listesi
  11. Mitchell et al., 2017. A worldwide survey of neonicotinoids in honey. Science 358, 109–111.
  12. Gibbons D., Morrissey C., Mineau P., 2014. A review of the direct and indirect effects of neonicotinoids and fipronil on vertebrate wildlife. Environmental Sci. and Pollution Research 22 (1).
  13. “Insect and bird populations declining dramatically in Germany”. https://www.dw.com/en/insect-and-bird-populations-declining-dramatically-in-germany/a-41030897
  14. Garnett, T., 2011: Where are the best opportunities for reducing greenhouse gas emissions in the food system (including the food chain)? Food Policy, 36, S23–S32.
  15. https://www.pesticidereform.org/climate-change/
  16. Termite Killer Lingers As Potent Greenhouse Gas. https://news.mit.edu/2009/prinn-greenhouse-tt0311
  17. McClelland, S., 2002. Indonesia’s Integrated Pest Management in Rice: Successful Integration of Policy and Education. Environmental Practice Vol. 4; Issue 4.
  18. PAN Europe, 2005. Danish Pesticide Use Reduction Programme – to Benefit the Environment and the Health.
  19. Anonim, 2017. Danish National Action plan on Pesticides 2017 – 2021.

İletişim